Nel suo paese d’origine, il Sudan, è conosciuta anche come “upupa sposa”.
A differenza delle specie presenti in Asia, le femmine di Upupa incoronata nascono con un ciuffo di piume sulla testa che ricorda una corona. Questo ornamento, che assume l’aspetto di un vero diadema con il raggiungimento dell’età adulta, dopo il primo accoppiamento si trasforma in un groviglio, per poi appiattirsi fino a diventare un piccolo nido. Questa corona piumata, che ha dato origine ai nomi “upupa coronata” o “upupa sposa”, è il presagio del difficile destino di questo uccello.
Le femmine, non appena i loro primi piccoli iniziano a volare e a nutrirsi da soli, prendono la madre sulla propria testa e la portano con sé per il resto della vita. Fino alla morte della madre, ogni volta che la femmina tenta di spiccare il volo, la madre si posa sulla sua testa. Il fatto che le femmine anziane non abbiano più la corona è dovuto proprio a questo lungo trasporto materno.
Non è stato possibile stabilire un nesso logico tra questo comportamento e la sopravvivenza della specie. Protagoniste di canti malinconici dedicati alla figura materna nei paesi africani, le upupe incoronate sono un simbolo di devozione filiale. I maschi, invece, non hanno la cresta; è possibile distinguerli dalle upupe comuni solo nel momento in cui si accoppiano con le femmine della loro specie.
Nonostante il legame che le giovani femmine stringono con le madri, queste ultime, in modo inspiegabile, riservano maggiori cure ai piccoli maschi, nutrendoli più abbondantemente. Come conseguenza di questa minore alimentazione, la temperatura corporea delle femmine resta più bassa. È proprio questo il motivo per cui sulla loro testa cresce la corona: il corpo, incapace di riscaldarsi da solo, favorisce lo sviluppo delle piume nel punto di maggiore dispersione termica. Quello che sembra un ornamento è in realtà un meccanismo di difesa contro il maltrattamento subito dalle femmine sin dalla nascita.
Si dice che il celebre poeta francese Arthur Rimbaud, morto giovanissimo in Africa, tenesse al petto un piccolo di Upupa incoronata femmina mentre esalava l’ultimo respiro. Negli ultimi giorni della sua vita, avrebbe iniziato a dire di essere egli stesso una piccola upupa femmina; cercava i nidi di questo uccello ovunque andasse e tentava di nutrirne i piccoli. Successivamente, gli storici della letteratura hanno rintracciato in questa ossessione il riflesso del suo rapporto privo d’amore con la madre.
Vatanları olan Sudan’da “gelinibibiği” olarak da bilinir.
Asya ülkelerinde rastlanan ibibik türlerinden farkı, dişi taçlıibibiklerin, başlarının üzerinde taç gibi görünen bir tutam tüyle doğmalarıdır. Dişi taçlıibibiğin yetişkinliğine doğru gerçek bir taç görünümü alan bu tüy tutamı, ilk çiftleşmenin ardından bir yumak, ardından da yassılaşarak küçük bir kuş yuvası haline gelir. Başlangıçta bir taç gibi görünen ve ibibiğe taçlı ya da gelin adı verilmesine neden olan bu süslü tüy tutamı, taçlıibibiğin zor kaderinin bir göstergesidir.
Dişi taçlıibibikler, ilk yavruları uçmaya ve kendi başlarına beslenmeye başladıktan hemen sonra, kendi annesini ömrünün geri kalanında başının üzerinde taşıır. Annesinin ölümüne kadar dişi kuş ne zaman uçmaya kalksa annesi ibibiğin tepesinde yerini alır. Yaşlı dişi taçlıibibiklerin taçsız olmasının nedeni de kendi annelerini uzun süre başlarının üzerinde taşımalarından kaynaklanır.
Dişi taçlıibibiğin bu davranışının, ne üremeyle ne de türün devamıyla ilgili mantıklı bir bağlantısı kurulabilmiştir. Afrika ülkelerinde anneyle ilgili kederli türkülere konu olan taçlıibibikler, anne babaya saygının simgesidir.
Erkek taçlıibibiklerin tacı yoktur. Onları sıradan ibibiklerden ancak dişi taçlı ibibiklerle çiftleştiklerinde ayırt edebiliriz.
Genç dişi taçlıibibiklerin anneleriyle kurduğu bu ilişkiye rağmen anne taçlıibibikler, anlaşılmaz biçimde yavruları olduğu zaman erkek yavrularıyla daha çok ilgilenir. Hatta onları daha çok beslerler. Daha az beslenmenin sonucu olarak dişi yavru taçlıibibiklerin vücut ısıları daha düşük olur. Dişi yavruların başında bu tacın büyümesinin sebebi de budur. Kendi kendilerini ısıtamayan vücutları, en çok ısı kaybettikleri yer olan başlarında bu tüylerin büyümesini sağlar. Bir süs gibi duran bu taçlar, dişi yavruların gördüğü kötü muameleye karşı bir savunma mekanizmasıdır.
Genç yaşta Afrika’da ölen ünlü Fransız şair Rimbaud’nun, hayata gözlerini yumarken koynunda dişi bir taçlıibibik yavrusu sakladığı söylenir. Ölümüne yakın zamanlarda etrafındaki insanlara, aslında kendisinin de dişi bir taçlıibibik yavrusu olduğunu söylemeye başlayan Rimbaud’nun gezdiği yerlerde bu kuşun yuvasını arayıp dişi taçlıibibikleri beslemeye çalıştığı anlatılır. Daha sonra edebiyat tarihçilerinin şair hakkında yaptığı araştırmalarda, onun da annesiyle sevgisiz bir ilişkisi olduğu, şairin bu nedenle dişi taçlıibibik yavrularına merak sardığı yazılmıştır.